banner3

18 Haziran 2019 Salı

Toplumsal müesseselere güven kaybı Almanya için büyük tehlike

AB çöküyor mu?

28 Mayıs 2019, 11:34
AB çöküyor mu?
Temellerinin atıldığından bu yana Avrupa ülkeleri arasında sağlanan birliğin çökeceği tartışmaları gündemi sürekli meşgul etti. Bunun başlıca sebebi, birliği sağlayan ülkelerin asırlarca birbirleriyle savaşmış olması ve günün birinde menfaat çatışmasının bu ülkeleri tekrar karşı karşıya getireceği ihtimali idi. Ancak milyonlarca insan kanının akmasına yol açan 2. Dünya Savaşı’nı yaşamış bir kıtada ırkçı fikirlerin tekrar filizlenerek ürkütücü boyutlara geleceği hiç tahmin edilmemişti. Neonazi ve neofaşist düşüncelerin toplumdaki marjinal grupların reaksiyoner hareketleri şeklinde kalacağı, Avrupa demokrasisinin gücünün bunlarla baş edecek güçte olacağı var sayılıyordu.

2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri, Avrupa Birliği’nin (AB) dağılmasının Avrupa’yı saran aşırı sağcı ve ırkçı rüzgar sebebiyle hızlanacağı ve yakın bir gelecekte üç çeyrek asırdır kıtadan uzaklaştırılan savaşların tekrar döneceği korkularını gündeme getirdi. AB’yi oluşturan üç büyük ülkeden ikisinde aşırı sağın kesin çizgilere ulaşan hakimiyeti ve Almanya’daki ırkçı yükseliş, seçim sonuçlarının alınmasıyla birlikte, birliğini tam sağlayamamış 27 ülkenin dağılmasının ne şekilde gerçekleşebileceği hususundaki arayışları tartışmaya açtı.

Seçimler öncesinde yapılan bazı kamuoyu yoklamaları vatandaşların çoğunluğunun AB’nin 10 ila 20 yıl arasında çökeceğine inandıklarını göstermişti. Ülkelere göre vatandaşların dörtte birlik veya üçte birlik bölümü yakın gelecekte ülkeler arasında bir savaşı mümkün görmektedir.

Fransa’da ve İtalya’da aşırı sağ partilerin aldığı sonuçlar, Almanya ve İspanya’daki ırkçı yükselişin sürmesi, skandallara rağmen Avusturya’daki ırkçı partinin aldığı yüksek oylar, AB içindeki ırkçı dalgalanmanın kenardaki ülkelerin tepkilerinden ziyade bünyeye iyice yerleşmekte olan öldürücü bir hastalığın işaretlerini vermektedir.

AB’deki hastalık ABD’dekine benzer şekilde yabancı düşmanlığı, Türk ve İslam karşıtlığı ile mülteci korkusu üzerine bina edilmektedir. Popülist aşırı sağcı çevrelerin sorumsuzca beyanat ve davranışlarına karşı koyamayan Hıristiyan Demokrat, Sosyal Demokrat ve Liberal kitle partileri birçok ülkede ırkçı partilerin ellerinden kozlarını alma bahanesiyle onları daha cesaretlendiren politikalara yöneldiler. 15-20 yıl öncesinin Liberal partileri çoğunlukla ırkçı, yabancı düşmanı, İslam karşıtı partilere dönüştüler. Tüm bunlar aşırı sağa ve faşist fikirlerin orta sınıflar denilen halk toplulukları arasında taban tutmasına yol açtı. Öte yandan ırkçı hareketler zihinlere yerleştirdikleri ortak korku ve düşmanlara karşı ortak cepheler oluşturdular, Avrupa çapında güçlü ağlara sahip oldular. İçlerinde Hıristiyan Demokrat ve Sosyal Demokratların, hatta bazı sol çevrelerin, feministlerin bile yer aldığı fikri platformlar üzerinden ideolojilerini geniş kitlelere ulaştırdılar.

Avrupalıların birbirinin katili ve dünyadaki hemen hemen bütün savaşların, çatışmaların müsebbibi olduğunu aklına getirmeyen halk kitleleri, kıtayı Müslümanlardan, Türklerden, mültecilerden kurtarmanın çaresi olarak bu popülist çevreleri görmeye başladılar. Kitleler politikacıların dilinden Hitler’in, Mussoli’nin de iyi taraflarının bulunduğunu dinlemeye başladı. Merkez partilerinin bu gibi zararlı, yıkıcı, felaketleri davet edici söylemlere karşı politika üretemeyerek aciz duruma düşmeleri, üstüne üstlük bir de bu çevrelerin dümen suyuna gitmeleri Avrupa’yı aklının alamayacağı bir noktaya getirdi. İdeolojik ve siyasi üstünlük hızla Avrupa’yı eski kanlı günlerine döndürmekten tereddüt etmeyecek güçlere geçmektedir. Bu gidişle bundan böyle entelektüel gevezeliklerin ve endişeli kitleleri rahatlatmaya dönük pembe senaryoların fazla hükmü kalmayacaktır. Almanya’daki gibi bu gidişatı gören kitlelerin Yeşiller Partisi’ne ve bazı marjinal sol hareketlere yönelmelerinin tesirini ise zamanla görebileceğiz.

Barış projesi iddiasıyla dünya gündemine giren AB, anayasasını yapamadan, politik birliğini sağlayamadan, ordusunu kuramadan büyük bir siyasi krizin kapısına gelmiştir. Günümüz itibariyle baktığımızda bu krizi çıkaranlar her yönüyle Türk ve Türkiye karşıtlığı, İslamofobi, mülteci ve yabancı düşmanlığından beslenmektedirler. Bu aslında AB’yi dağıtabileceği gibi dünyayı da istikrarsızlığa sürükleyecek yanlış ve tehlikeli bir yoldur.

(Aylardır devam eden Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin ana gündem maddesi Türkiye iken, Türkiye’nin gündeminde AP seçimlerinin yer almaması da gariptir ve ayrı bir tartışma konusudur.)

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
E-GAZETE
ARŞİV
banner4