banner3

17 Ekim 2018 Çarşamba

KRV Eyalet Başbakanı Laschet'ten boykot

Adalet katilleri arasında

13 Temmuz 2018, 15:22
Adalet katilleri arasında
Hukuktan beklenen adaletin sağlanmasıdır. Adalet, sadece bazı insanların cezalandırılması, bazı insanların salıverilmesi değildir. Adalet, hakikatin ortaya çıkarılarak hakkın teslim edilmesidir. Hakikati ortaya çıkarmayan mahkemenin adaletinden ve vicdanları tatmin etmesinden bahsetmek mümkün değildir.

Son dönem Almanya’sının adaletle imtihanı olan NSU davasından hukuk sistemi büyük yara almıştır. Çünkü mahkeme adeta gerçekleri örtmek, gizlemek için işletilmiştir. Bilhassa Türk kamuoyunun eldeki bir suçlunun cezaya çarptırılmasıyla tatmin olacağı kanaatiyle hareket edilmiştir. Halbuki gerek katledilen Türklerin yakınlarının gerekse Türk toplumunun beklentisi ‘intikam’dan ziyade, hadiselerin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması suretiyle gelecekteki muhtemel benzer cinayetlerin önünün kapatılmasıydı. Eğer Solingen katliamında suçluların arkasındaki derin bağlantıların üzerine gidilip Ludwigshafen yangını dosyası kapatılmasaydı katiller 8 Türk, 1 Yunan ve 1 Alman’ı bu derece soğukkanlı ve pervasızca katledecek cesareti bulamazlardı.

Münih’teki mahkeme kafalardaki soruları cevaplandırmak yerine yüreklerdeki endişeyi ve gelecekten ümitsizliği arttıran bir karara imza attı. Toplam 10 cinayet, 2 bombalama ve 15 banka soygununun ana failleri olarak sadece Uwe Mundlos, Uwe Böhnhardt ve Beate Zschäpe’yi sorumlu tutmakla mahkeme kolay yolu tercih etmiş, bununla da adaletin önünü tıkamıştır. En basit akıl bile bu denli komplike eylemlerin başka destek almadan bu üçlünün gücünü aşan karakterde olduğunu görebilmektedir.

Mahkeme, daha ilk günlerde ortaya çıkan istihbarat örgütleri ve derin yapılanmaların kendi rollerini örtme gayretine göz yummuştur. Eyalet hükümetleri ve Bundestag’da kurulan toplam 12 araştırma komisyonunun çok önemli tespitleri ve tavsiyeleri göz ardı edilmiştir. Merkezi istihbarat örgütünün NSU hakkında bilgilerin yer aldığı dosyaları yok etmesi gibi, emniyet organlarının delil toplama sürecindeki engellemelerine mahkeme ses çıkaramamıştır. Toplanan deliller değerlendirilirken bile sadece bu üçlüye ait deliller üzerinde durulmuş, parmak izi, DNA örneği, konum tesbiti gibi diğer ipuçları takip edilmemiştir.

Almanya gibi ‘Berlin’de hakimler var’ darbı meseliyle övünen bir ülkede, katillerin vatandaşların ödedikleri vergilerle desteklendiği ortaya çıkmış, ancak üzerine gidilmemiştir. Cinayetleri önlemekle görevli devlet organları ve devlet görevlileri bu vazifelerini yerine getirmedikleri gibi, cinayetlerin işlenmesine göz yummuş hatta yardımcı olmuşlardır. Elde edilen bilgilere göre NSU terör hücresinin her eyleminde hadise mahallinde veya çok yakınında mutlaka bir istihbarat elemanı mevcutken, bırakınız güvenlik örgütlerinin suçluluğunu, ihmali konusunun dahi yeteri kadar üzerinde durulmamıştır. Bu haliyle hukuk, şimdiye kadar şahit olunmadığı şekilde açık açık istihbarat ve güvenlik organlarının güdümünde hareket etmiştir. Duyarlı çevrelerin tespit ve yorumları, tüm bunların arkasında Alman derin devletinin varlığının inkar edilmez şekilde görüldüğü yönündedir.

Tüm bunlara ilaveten mahkemenin aldığı en korkunç karar dokümanlara getirilen 120 yıllık erişim yasağıdır. Bu tavır, saklanmak istenenlerin çokluğu, büyüklüğü ve önemi açısından ibret vericidir. Ve işin peşini bırakmamamız gerektiğini gösteren en açık mesajdır.

Mağdur yakınları ve avukatlarının ifadelerine göre bu davanın bu şekliyle kapanması mümkün değildir. Sadece hayatlarını sapık nazi saldırganlığı neticesi kaybedenlerin mezarlarında rahat uyumaları değil, Almanya’da yaşayan milyonlarca insanımızın ve insancıl Alman çevrelerin vicdanen rahatlamaları da buna bağlıdır. Cinayetlerin her yönü ile aydınlatacağı sözünü veren Alman Şansölyesi Angela Merkel’in sözünü yerine getiremediği açıktır. Davanın ileri safhalarında benzer bir taahhütte bulunur mu bilmiyoruz. Ancak, Almanya’da yaşayan Türklerin bu tarihi mahkemeye ilgisizliklerinin de tartışılması gerekmektedir. Hayatımızı ve geleceğimizi ilgilendiren bir davayı sahiplenme konusundaki duyarsızlığımız utanç verici boyuttadır. Resmi görevlilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve medyamız bu konuda kötü bir imtihan vermişlerdir. Üç milyonu aşkın bir topluluğun kendi davasına ideolojik gayeli küçük Alman gruplar kadar ilgi göstermemesinin izahı yoktur. Şurası bilinmelidir ki kaderlerini kendi ellerine almakta gönülsüz olanlar, başkalarının kendileri için çizdiği kader çizgisine mahkum olurlar.           

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
E-GAZETE
ARŞİV
banner4