banner3

30 Ekim 2020 Cuma

FC Köln’ün Cami siluetli forması satışa sunuldu

Cinayet haberleri ve korkularımız

04 Eylül 2020, 00:57
Cinayet haberleri ve korkularımız


Almanya’da Türk medya mensupları için en zor şeylerden birisi de cinayet haberi almaktır. Cinayet haberi elbette herkes için kötüdür; giden canlar, dağılan yuvalar, sönen istikballer herkesi etkiler. Ancak bir gazetecinin ve hele bu gazeteci bir Türk ise, bir yandan hadiseyi öğrenip en doğru ve yalın haliyle kamuoyuna aktarmak, diğer yandan çok yönlü endişe ve korkularla baş etmek zorundadır.

Birçok yerde olduğu gibi Almanya’da da işlenen birçok suç akla hemen yabancıları özellikle de Türkleri getirir. Toplumlarda oluşmuş algılar bu kanaatleri pekiştirir. Bir aile dramı, bir namus cinayeti veya benzer herhangi bir olumsuzluk yaşandığında, sıradan vatandaşlarımız ‘mutlaka bizimkilerdir’ diye tepki gösterip dertlenirken, gazeteciler hemen ‘inşallah bizimkiler değildir’ diye dua etmeye başlarlar.

Her toplumda değişik sebeplerle suça bulaşan, kötülük saçan, saldırgan, cani tipler ne yazık ki vardır. Her topluluk, hele hele bir de Almanya gibi yetmiş iki milletin yanyana yaşadığı bir yerde ise, mümkün olduğunca suçun ve suçluların kendilerinden uzak olmasını ister. Çünkü, başlı başına suçun ortaya çıkardığı olumsuzluklara ilaveten, bir de kasıtlı-kasıtsız değişik çevrelerin yaşananlar üzerinden kabahatlinin veya zanlının mensup olduğu topluma karşı suçlayıcı, aşağılayıcı, dışlayıcı tavırları olacaktır. Her ne kadar ‘suç şahsidir, her toplumda böyle bir takım kişiler çıkabilir’ tekerlemesi sürekli söylense de ne yazık ki bu yaşanan gerçekleri değiştirmeye, düzeltmeye yetmez.

Gazeteci ne kadar objektif olmaya çalışırsa çalışsın, bir cemiyete mensup olma keyfiyetiyle yaşar. Bu sebeple meydana gelen bir hadise, eğer onun içinden geldiği topluluk ile alakalı ise ister istemez taraf olur, çoğu kez bir gazeteciden ziyade bir yargıç veya aktivist gibi davranır. Almanya’da aktif gazetecilik yaptığımız dönemde, başta Solingen katliamı ve ardından gelen mahkeme olmak üzere hemen tamamımız, kamuoyuna haber geçmekten ziyade katliama tepki ve hakkın tahakkukunu takip rolüne soyunmuştuk. Krefeld’de kendi ailesini yakan bir Türk’ün hadisesinde ve değişik yerlerde sigortadan para almak vs gibi sebeplerle kendi evlerini ateşe verenlerin hadiselerinde de kelimenin tam anlamıyla yerin dibine geçtik, utandık, suçu ve sorumluluğu iliklerimizde hissettik.

90’lı yılların sonlarına doğruydu, kamuoyunda yabancıların, Türklerin sürekli suçlu gösterildiği bir dönemde Köln ve birkaç şehirde işlenen yıllık suç rakamları ve bunların nüfus oranlarına göre kimler tarafından işlendiğine baktığımda, aslında yabancılar kanununa muhalefet vs gibi özel suç alanları hariç cinayet, yaralama, darp gibi cürümlerde değişik topluluklar arasında fazlaca bir fark bulunmadığını görmüştüm. Uzaktan takip ettiğim kadarıyla durum şimdi de aşağı yukarı benzerdir. Fakat oluşan algı, aile içi bir cinayet, kıskançlıktan veya ayrılma isteğinden kaynaklanan bir vukuat söz konusu edildiğinde akla doğrudan Türkler gelmektedir. Bu algının değiştirilmesinin o kadar kolay olmadığı açıktır.

Bu algının oluşmasında Alman kamuoyu oluşturucuların, bir Alman aile içi bir cinayete sebebiyet verdiğinde konuyu ‘cinnet getirdi, psikolojik sorunları vardı, aslında çok iyi komşulardı’ şeklinde koruyucu bir endişeyle verirken; benzer suçu işleyen yabancı olduğunda, tamamen ters bir bakış açısıyla, işin içine kültürü, dini, gelenekleri de katarak adeta bir infaz anlayışıyla hareket etmesinin rolü büyüktür. Azınlık ve gücü belirli bir seviyenin üzerine çıkamamış bir topluluk olarak bunu kısa sürede düzeltme şansımız yoktur; bir anlamda sabır, hakim anlayışın doğru bir çizgiye gelmesini beklemek zorundayız. Ancak bu sürenin uzun veya kısalığı yine bizim çabalarımızın gücü ve etkisine göre belirlenecektir.

Dün (3 Eylül 2020 Perşembe) Solingen’de, 6 çocuklu bir kadının, 5 çocuğunu öldürüp kendisi de intihar etmek istemesi sürecinde gazeteci arkadaşlarımızın içinde çabaladıkları ruh hali bana bunları hatırlattı. Benim de dahil olduğum bir WhatsApp grubunda hadisenin ilk ekrana düşmesiyle, durumun aydınlatılması arasında geçen sürede arkadaşlar bir taraftan habercilik görevlerini yapmaya çalışırken diğer taraftan deyimin tam anlamıyla hop oturup hop kalktılar. Çünkü eğer katil Türk olsaydı gazeteci arkadaşlar günlerce hatta belki aylarca bu hadisenin artçı haberleriyle meşgul olmak, Alman meslektaşlarının imalı soruları, sorgulayan bakışları ve bazılarının insafsız saldırılarıyla başetmek zorunda kalacaklardı.

Elbette bu rahatlama, işlenen cinayete, giden canlara ve geride kalan acılara kayıtsız kalma anlamında olmayıp, haksız yere sorumlu tutulma ve onun altında ezilmek keyfiyetinden kurtulmanın verdiği bir rahatlamadır. Almanya’daki tüm gazeteci arkadaşlara bu vesile bir kere daha geçmiş olsun diyorum.

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
E-GAZETE
ARŞİV
banner4