banner3

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Toplumsal müesseselere güven kaybı Almanya için büyük tehlike

Sultan Abdülhamit’e Berlin tuzağı

19 Temmuz 2019, 15:31
Sultan Abdülhamit’e Berlin tuzağı
Almanya-Türkiye münasebetleri genellikle gönüllü dostluk ilişkisinden ziyade mecburi işbirliği ilişkisi şeklinde gelişmiştir. Tarihin inişli çıkışlı çizgisinde Haçlı Seferleri ile başlayan karşılaşma bazen zoraki çatışmalar bazen zoraki dostluk ve barış içinde geçmiştir. Ancak iki ülkenin sonuçlarını şimdi de yaşadığımız, adeta iki ülkenin ve milletin kaderini belirleyen en can alıcı münasebetlerin Sultan Abdülhamit dönemine rastladığını söyleyebiliriz.

18. yüzyılın başlarında bir müddet için müspet gelişmeler gösteren Türk-Alman ilişkileri, Avrupa içi mücadeleler ve Prusya’nın Otto von Bismarck döneminde ziyadesiyle içe kapanması neticesinde tekrar gevşemişti. Osmanlı Devleti sebebiyle Rusya, İngiltere ve Fransa’nın tepkisinden çekinen Prusya, Osmanlı Devleti’ne karşı mümkün olduğunca çekingen bir politika takip etmeye başlamıştı.

Ancak tarihin akışı iki ülkeyi 1878’den itibaren başlayacak ve I. Dünya Harbi’nin yıkıcı sonuçlarına kadar götürecek bir mecraya sürükleyecekti.

1876 yılında tahta çıkan Sultan Abdülhamit, bir yıl sonra kucağında tarihlere 93 Harbi diye geçen ve büyük bir yıkımla neticelenen savaşı buldu. 1878-79 yıllarındaki savaşta Ruslar hem Balkanlar hem Kafkaslar üzerinden Osmanlı Devleti’ne saldırdı. Doğu Cephesinde Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın, Plevne’de Gazi Osman Paşa’nın destansı müdafaalarına rağmen Ruslar galip çıktı ve İstanbul önlerine kadar geldiler. Ayestefanos Antlaşmasıyla savaş sona ermiş, ancak savaşın sonuçları Osmanlı mirasını paylaşma peşindeki Avrupa devletleri tarafından endişeyle karşılanmıştı. Osmanlı toprakları üzerinde değişik emellere sahip Fransa ve İngiltere, savaş başladığında beklemedikleri ölçüdeki Rus başarısını dengelemek gayretindeydiler. Almanya, Osmanlı’dan toprak talebi olmayan tek Avrupa ülkesiydi.

Savaş başladığında, olumsuz bir gelişme durumunda İngiliz ve Fransızların müdahale ederek harbi durduracağına inanan Osmanlı Devleti, bu konuda hayal kırıklığına uğramıştı. Çünkü daha 25 yıl önce Kırım’da Rusya’ya karşı onların desteğiyle savaşmıştı ve bir anlamda Rusya’nın ilerlemesine karşı çıkarları ortaktı. Abdülhamit’in beklemediği, Avrupalıların içine düşülen sıkıntılı durumu kullanarak Osmanlı’nın boynunu sıkma yarışına girme ve ne kapabilirlerse ele geçirme iştahlarıydı.

93 Harbi’nin sonuçlarının ve yeni durumun müzakeresi için düzenlenen kongre Berlin’de yapıldı. Bunda, Prusya’nın daha tarafsız bir konumda olmasının rolü vardı. Ancak Bismarck kongreyi kendi lehinde kullanmak gayesindeydi. Osmanlı Devleti kendisine güveniyordu ve bunu kullanma yolunu seçmişti. Diğer devletlerin hepsi aralarında belli anlaşmalar bulunsa da rakibi ve düşmanıydı, onları kızdırmak yerine tatmin ederek oyun kuruculuğunu göstermeliydi. Bu düşüncelerle Almanya, Berlin Kongresi’ni müzakerelerde Osmanlı topraklarını pazarlayarak, Avrupa üzerinde büyüklüğünü ve gücünü pekiştirmek için bir platform olarak değerlendirdi. Kongre sonunda Osmanlı Devleti, Rusya, İngiltere, Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Fransa arasında Berlin Antlaşması imzalandı. Buna göre Rusya bir kısım topraklardan çekiliyor, Osmanlı Devleti bazı topraklarını geri alıyordu. Diğer taraftan savaşa katılmayan Avrupa devletleri birçok Osmanlı toprağı üzerinde hükümranlık ve vesayet oluşturuyordu.

Daha konferans başlarken İngiltere, Osmanlı Devleti’nden kendisine destek verme vadiyle Kıbrıs’ı istemişti. Bu talep yerine getirilerek daha sonra ilhak edilecek Kıbrıs İngilizlere kiralanacaktı. Ayestefanos Antlaşması ile kurulan Bulgar Krallığı üçe bölünecek; asıl Bulgaristan Osmanlı’ya vergi veren bir prensliğe dönüşecek, Makedonya ıslahat yapılma şartıyla Osmanlı’da kalacak, Doğu Rumeli bölgesi de Osmanlı’da kalacak, ancak Hıristiyan bir vali tarafından yönetilecekti. Doğu Beyazıt Osmanlı’da kalacaktı. Osmanlı için avantaj denilebilecek hususlar sadece bunlardı. Öte yandan Sırbistan, Romanya ve Karadağ bağımsız oluyorlardı. Kars, Ardahan ve Batum Ruslara verilecekti. Teselya bölgesi Yunanistan’a terkediliyordu. Bosna-Hersek ise Osmanlı toprağı sayılmakla birlikte Avusturya-Macaristan yönetimine geçiyordu. Kongrede Ermeni Meselesi de tarihte ilk olarak gündeme getirildi ve ıslahat yapılması kararlaştırıldı. Halen Osmanlıların elindeki Girit’te de ıslahat istenmekteydi.

Sonuçları itibariyle 93 Harbi, Osmanlı Devleti’ne en çok toprak kaybettiren savaş olmuştur. Ayestefanos Antlaşması gibi bir antlaşmayı imzalamak zorunda kalan Osmanlı Devleti, bunun bazı yerlerinin tamiri şeklinde gördüğü Berlin Antlaşması’nı zarardan dönüş olarak değerlendirmiştir. Ancak yıkılışın hızlanmasını durduramamıştır. Osmanlı’nın zayıf durumu İngilizlerin Mısır, Fransızların Tunus’a karşı besledikleri emellere ulaşmalarının da yolunu açmıştır. Savaşı açan taraf olmamasına rağmen Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya 60 bin altın tazminat ödemeye karar verilmesi Antlaşma’nın bir diğer trajik yüzüdür. Ayestefanos Antlaşması ile elde ettiklerinin bir kısmını geri vermek ve birçok avantajdan mahrum kalan Rusya da Berlin Kongresi’nin sonuçlarından memnun kalmamış, ancak herhangi bir karşı mukabelede bulunamamıştır.

Savaşın, Berlin Kongresi ve Antlaşmasının en mühim sonuçlarından birisi Prusya – Osmanlı yakınlaşmasının önünü açmasıdır. Çaresiz durumdaki Osmanlı, kendisi üzerinden pozisyonunu kuvvetlendirme yolunu seçen Almanya’ya karşı, ‘kendisinden toprak talebi peşinde olmayan tek Avrupa ülkesi’ olması hasebiyle müspet bir yaklaşım sergilemiştir. İngiltere’ye şüpheyle bakan Abdülhamit’in Almanya’yı ona ve can düşmanı Fransa’ya karşı bir denge unsuru gördüğü açıktır. Birçok tarihçi, II. Abdülhamit’in şehzadeliği döneminde Sultan Abdülaziz’le birlikte yaptığı Almanya seyahatiyle Almanlara sempati duymaya başladığını ve bunun Berlin Kongresi’yle devam ettiği kanaatindedir.

Ancak Berlin Kongresi’nin ardından Osmanlı Devleti’nin Prusya ile kurmak istediği yakın ilişkiler, Bismarck tarafından bloke edilir. Çünkü bu yakınlaşmanın düşündüğü ve uyguladığı içe kapalı denge politikalarına zarar verebileceğini düşünmektedir. Öte yandan bilhassa Rusya ve İngiltere’nin tepkisini çekmek istememektedir. Buna rağmen iki ülke arasında askeri alanlardaki işbirliği sürdürülür. Askeri öğrencilerin Almanya’da eğitime gönderildiği ve aralarında Von der Goltz’ün de bulunduğu bir hayli Alman uzmanın Türkiye’ye gönderildiği bilinmektedir. Almanya’dan alınan silahların miktarı da sürekli artmıştır.

Berlin Kongresi ve Antlaşması iki ülke ve milletin birbirlerine ne ölçüde mahkum olduklarını göstermesi açısından önemlidir. Otto von Bismarck, Sultan Abdülhamit’in daha kapsamlı ve derin işbirliği çabalarına set çekse de 1888 yılında Almanya’nın başına geçen Kaiser Wilhelm dönemi Türk-Alman ilişkilerini zirveye taşımıştır. Sultan Abdülhamit – Kaiser Wilhelm dostluğu Berlin Kongresi’nin zararlarını gidermeye elbette yetmemiştir. Ancak Bismarck’ın devreden çıkmasıyla Almanya’nın daha dışa açık politikalara yönelmesi Osmanlı için de mühim gelişmelerin habercisi olmuştur. (Abdülhamit-Wilhelm dönemi uzunca ele alınması gereken bir dönemdir.) Abdülhamit - Wilhelm dostluğu aynı zamanda Avrupa’daki bloklaşmada Osmanlı’nın gelecekte ne şekilde davranacağının işaretlerini vermiştir. Bu bloklaşmanın neticesinde ne yazık ki iki ülke I. Dünya Harbi’nde müttefikler karşısında mağlup olmuşlardır. Birçok kişiye göre bu mağlubiyetin sebeplerinden birisi de, aynı Berlin Kongresi’nde ve daha sonra yaşanan hadiselerde görüldüğü gibi Almanya’nın samimiyetsiz tutumudur.

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
E-GAZETE
ARŞİV
banner4