banner3

23 Eylül 2019 Pazartesi

Toplumsal müesseselere güven kaybı Almanya için büyük tehlike

Yeni dertler, yeni gündemler

30 Ağustos 2019, 10:00
Yeni dertler, yeni gündemler
Her izin döneminin ardından yurt dışındaki insanlarımız eski problemlerine ek olarak yeni dertlerle, yeni sıkıntılarla yüz yüze gelirler. İsteseler de istemeseler de zorlu bir mücadelenin, sonu gelmez bir gayretin içine girer, dertler listesindekileri tamamen yok etmek mümkün olmasa da sayıyı azaltmaya çalışırlar.

Problemlerin azaltılması ve çözümü, çok yönlü bir organizasyonu, geniş tabanlı dayanışmayı, mantıklı teklifleri, aklı başında planlamayı ve hatasız uygulamaları mecbur kılar. 60 yıla yakındır yurt dışındaki insanlarımız sürekli yenilenen ve gittikçe çoğalan problemlerle baş edebilmek için canla başla mücadele yürütmelerine rağmen, mevzii birtakım başarılar dışında bir türlü istenen noktaya gelinememiştir. Bunun sebebi hiç şüphesiz planlama, organizasyon ve uygulama gibi olmazsa olmaz noktalardaki eksikliklerimiz ve hatalarımızdır.

Kaba bir tasnifle ele alınmak istendiğinde yurt dışındaki problemlerimizin bazısının Türk olmaktan, bazısının Müslüman olmaktan, bazısının ise yabancı olmaktan kaynaklandığı görülür. Bir kısım problemin çözüm yeri yaşadığımız ülkeler, bir kısmının Türkiye’dir. Bazı problemlerin çözüm yeri ise Avrupa Birliği ve benzeri uluslararası mercilerdir.

Kimi problemlerin halli için sivil inisiyatif gerekmekle birlikte birçok konunun halli resmi kurum, kuruluş ve temsilcilerin elindedir. Bazı meselelerde birden fazla ülke, merci, makamla muhatap olunması gerekmektedir. Bir muhatabın beğendiği çözüm yolunu başka bir muhatabın reddetmesi çokça karşılaşılan ve işleri kilitleyen bir durumdur. Almanya gibi Türkiye’yi idare edenlerin de önceliği ne yazık ki yurt dışındaki insanlarımız değil, kısa veya uzun vadeli politik kaygılar veya grup menfaatleridir.

Almanya’daki problemlerin dökümünü yapmak bile bir hayli ter akıtmayı gerektirmektedir. Çalışanların, işsizlerin, çocukların, gençlerin, öğrencilerin, öğrenim veya meslek öğrenim yeri, staj yeri bulamayanların, kadınların, emeklilerin, engellilerin sayılamayacak kadar çözüm bekleyen problemi mevcuttur. Öte yandan dışlanma, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, Türk karşıtlığı, İslamofobia kaynaklı sıkıntılar ve saldırılar büyük bir hızla yükselmekte ve bunlara karşı herhangi bir ciddi tedbir alınmadığı görülmektedir. Türkler hem sosyal hayattan hem siyasi hayattan dışlanmakta, anlaşmalardan doğan ekonomik ve hukuki hakları bile yok sayılmaktadır. Asimilasyon baskısı korkunç boyutlara çıkmıştır ve buna karşı henüz uygulanabilir bir formüle sahip değiliz.

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik, siyasi, dış politik sıkıntılar katlanarak yurt dışındaki insanlarımıza yansımış, bilhassa hükümetler arasındaki çekişmeler vatandaşlarımıza karşı insafsız hücumlara gerekçe yapılmıştır. Son dönemde karşılaştığımız dövizle askerlik ve yurt dışından borçlanarak emeklilik ücretlerindeki astronomik artışlar insanlarımızı ziyadesiyle rahatsız etmiştir. Yurt dışından getirilen telefon kullanım harçlarındaki artış ile izin sezonunda uçak fiyatlarındaki ölçüsüz yükseliş ise işin tuzu biberi olmuştur. Bu şartlar içinde dahi birçok vatandaşımız, Avro’nun TL karşısındaki yüksek değerine rağmen bir yandan hayat pahalılığından şikayetçi olmuş, bir yandan da ülkedeki ekonomik sıkıntılardan dolayı tatillerinden üzüntüyle dönmüşlerdir.

Aslında yurt dışındaki insanlarımız, problemlerin çözümünde asıl anahtarın kendi ellerinde bulunduğunu yaşadıkları tecrübeler ışığında bilmektedirler. Çözüme ulaşmanın yolu vatandaş, medya, sivil toplum ve gerekli kurumlar olarak hem Türk hem Alman sorumlu ve yetkililerinin kapılarını aralıksız çalmaktır.

Son yıllarda gerek sivil toplum çalışmalarında gerekse problemlerin dile getirilip talepleri dillendirme hususunda bir zafiyet söz konusudur. Elimizi ayağımızı bağlayan bu tutum en kısa sürede terkedilmeli ve toplum ses getiren, talep eden ve mücadele ederek haklarını alan bir konuma gelmelidir. Sahte ve oyalayıcı gündemlerin peşine takılmak yerine pratik çözümlere odaklı, planlı programlı konseptlerin takipçisi olmalıyız. Türkiye’deki siyasilerin peşine takılıp enerji tüketmenin çıkar yol olmadığı görülmektedir. İnisiyatifi elimizde bulundurmalı, Türk ve Alman sorumlular nezdinde tavizsiz olmayı becerebilmeliyiz. Eğer gelecekte de var olmayı düşünüyor ve torunlarımızı yaşanabilir bir ülkede görmek istiyorsak hiçbir oyalayıcı, erteleyici, yok sayıcı gerekçe ve bahaneyi dikkate almadan, mücadeleyi bir var oluş yok oluş kavgası gibi ele almak suretiyle ayağa kalkmalıyız. Aksi taktirde her gün bir önceki günü aramak durumunda kalmamız kaçınılmazdır.    

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
E-GAZETE
ARŞİV
banner4